ZAYIFLAMA ve MUCİZE

DSC0095410527459_832110366808459_1540508327988307223_n

 

Hepimizin kim olduğumuz ve hayatımızda neleri yapabileceğimiz konusunda bir düşüncesi vardır.  Mucize işte bu algıyı değiştirdiğimiz anda gerçekleşir. Birçok mucize aslında yaratıcı gücümüzün sonuçlarıdır. Bir mucize istediğimizde ve onu yaratabileceğimizi kabul ettiğimizde olan şey mucizedir. Daha sonra gerçekleşen şey sadece ayrıntıdır. Çoğu zaman mucizeler yaratamayız çünkü mucizelerin bizim başımıza gelebileceğine inanmayız.

Bir mucize yaratabilmek için ilk adım yeni düşünce biçimini geliştirmektir. Duygu ve düşüncelerimiz fizik realiteyi etkiler. Yolu bilmek ile yolu yürümek arasında çok fark vardır yani istemek yetmez seçmek gerek. Tüm bunların bizi ilgilendiren başka bir boyutu da söz konusu, başka birinin çabaları bizim hayatımızda mucize yaratabilir mi? Bunun yanıtı için ‘duygular ve suya etkisi’ yazısına bir göz atalım mı?

 

 

DUYULAR VE SUYA ETKİSİ:

http://www.youtube.com/watch?v=mCHWoshp_uA&feature=related

Dr.Emoto’nun su araştırması düşünce ve duyguların fizik realiteyi etkilediği gerçeğini ortaya koyar. Aynı yerden alınan su örneklerine yazılı ve sözlü kelimelerle veya müzikle değişik niyetler, düşünceler yönlendirildiği, odaklanıldığı zaman ‘’su kendi ifadesini değiştimektedir’’. Temel olarak Dr.Emoto suyun ifadelerini yakalamayı başarmıştır. Geliştirdiği teknikte çok soğuk bir odanın içinde son derece güçlü bir mikroskop ve çok yüksek hızlı bir fotoğraf çekim şekli uygulamıştır. Bu teknikle henüz oluşmuş donmuş su kristallerini fotoğraflamıştır. Ancak, değişik bölgelerden alınmış su örneklerinin hepsi kristalize olamamaktadır. Örneğin, çok kirli nehirlerden alına su örnekleri sadece suyun içinde bulunduğu hali, durumu gösterirler. Dr.Masaru Emoto donmuş suda oluşan kristallerin kendilerine belirli düşünceler yoğun olarak yönlendirildiğinde değişiklik gösterdiğini keşfetmiştir (düşüncenin şekline göre su kristalleri değişiklik gösterir). Yapılan deneyler sonucunda çok temiz kaynaklardan gelen su örneklerinin ve kendilerine sevgi dolu sözcükler söylenen su örneklerinin aynen kar tanelerinin modeline benzeyen çok parlak, yoğun motifli, simetrik ve çok renkli desenler oluşturdukları görülmüştür. Buna karşılık çevre kirliliğinin çok olduğu bölgelerden gelen su örnekleri veya negativ düşüncelere maruz bırakılan su örnekleri ise koyu renkli, asimetrik ve tamamlanmamış motifler oluşturmuşlardır. Bu araştırmanın ve keşiflerin sonuçları bizim üzerinde yaşadığımız dünyayı ve kendi sağlığımızı nasıl positif olarak etkileyebileceğimizi göstermiş ve devrim niteliğinde şuursal bir farkındalık yaratmıştır. Dünyanın her tarafından konferanslar vermek üzere davet edilen Dr.Emoto Japonya, Avrupa ve Amerika da canlı deneyler yapmış ve düşüncelerimizin, davranışlarımızın, duygularımızın çevre üzerinde ne kadar derin etkileri olduğunu göstermiştir. Düşünce ve güzelliğin etkisi bundan evvel bu kadar iyi bir şeklide hiç anlatılamamıştı.’’ Naturally Well mecmuasının editörü olan Marcus Laux ise şöyle bir yorum yapmıştır ‘’Galile, Newton ve Einstein gibi Dr. Emoto’nun net vizyonu bize hem kendimizi hemde evreni farklı bir şekilde algılamayı göstermiştir. Burada bilim ve ruh birleşerek bizim dünyayı algılayışımızla ilgili inkar edilemeyecek bir kuantum sıçraması yapmış, sağlığımızı kazanarak nasıl huzur yaratabileceğimizi göstermiştir.’’  Bu bilimsel kanıttan sonra çeşitli laboratuvarlarda yapılan deneyler sonucuda Dr. MASARU EMOTO ‘nın deneyi defalarca doğrulanmıştır. En basite indirgeyerek yapılan bir deneyde; aynı akarsudan alınan 2 kap suyun birine sakin ve kulağı tırmalamayan müzikler dinletilmiş, diğer kaptaki suya ise kulak tırmalayıcı, müzik zevkine hitap etmeyen, cızırtılı bir müzik dinletilmiştir. Daha sonra suların yapıları incelendiğinde ise, hafif ve güzel ritim dinletilen suyun kristalizasyon örneği desenler şeklinde ve simetrik, cızırtılı ve kötü ritimler dinletilen suyun kristalizasyon örneği ise karışık olarak bulunmuştur. Bu ispatlarda vücudunun büyük bir çoğunluğu su olan insanlar içinde açık bir örnektir

Şimdi başka bir deneyden söz etmek istiyorum.

Heart Math Enstitüsünde yapılan bir deneyde insan plasenta DNA’sı, içinden DNA’daki değişikliklerin ölçülebileceği bir kaba yerleştiriliyor. 28 eğitimli araştırıcıya DNA’nın 28 küçük şişesi veriliyor (her birine bir şişe). Her bir araştırıcıya nasıl duygu üreteceği ve hissedeceği öğretiliyor. Sonuçta DNA’nın deneye katılanların duygularına göre kendi şeklini değiştirdiği görülüyor. Denekler minnettarlık, sevgi, takdir hissettiği zaman DNA gevşeyerek yanıt veriyor DNA uzunluğu daha da artıyor. Denekler öfke, korku, hayal kırıklığı veya stres hissettiğinde DNA sıkışarak yanıt veriyor, kısalıyor ve DNA kodlarının çoğunu kapatıyor. Bu deney ailelerin ve eğitimcilerin kabullerinin direkt olarak çocuklarımızı nasıl etkileyebileceğini gösteriyor. Nsahville’de ki Vanderbilt Üniversitesinde insanların düşüncelerini % 80 oranında okuyabilen bir cihaz geliştirildi. Bu da bize her düşüncenin belli bir enerji frekansı olduğunu gösteriyor. Yıllarca öğrendikleri standart bilgilerle belli nöron yolları oluşturan bu sistemin uygulayıcıları ister istemez bu bilgiler doğrultusunda yayın yapıyor ve bu tarz insanlarla çalışan bizler de bu duyguların (dolayısıyla frekansların)  etkisi altında kalıyoruz.

Kendi özel durumumuza dönersek yıllarca süren obezite yolculuğumuzda gördüğümüz en olumsuz şey bizim dışımızda ki insanlarında bizi umursamaması, kar amacı gütmesi ve gerçeği sunmaması durumuydu. Gözlemcinin gözlediğine ya da deneye etkisi bilimsel olarak kabul görmüş bir durum. O zaman gözlemcilerimiz sayılan doktorların, diyetisyenlerin ve ürün pazarlayıcılarının baştan kabullendikleri durumlar, sınırlar, yaydıkları enerji bizleri birkaç yönden etkiler. Zaten bizlerde var olan öfke, korku, hayal kırıklığı, stres, umutsuzluk vs duygularına ilaveten bize inanmayan sözde çözüm üreten kişilerin yansıttığı duygular ile  DNA larımız daha da sıkışacak, kısalacak ve kodlarının çoğunu kapatacak.

Her sonuç seçimlerimizin bir sonucudur. Onun için ne hap yutmak, ne toz içmek, ne cd dinlemek, ne tayt giymek, ne mide balonu koydurmak, ne kemer takmak, ne de kendimizi kilit altına sokarak sürüyle koşmak bizi gerçek çözüme götüremez, doğru seçimlerle kendi potansiyelimizi ortaya çıkarmak tek kalıcı kurtuluş. Doğru enerji ortamında doğru rehberle kendini keşfet, kendi mucizeni yarat…