Zihinsel Antrenman ve Başarı

Zihinsel antrenman:1873 yılında Dr. W.B.Carpenter; Carpenter etki kanunu denilen teoriyi şu sözlerle ortaya koymuş: “Herhangi bir algı, o algıyı oluşturan organizmada, o algının gerektirdiği faaliyeti yapmak için bir istem oluşturur. Bu istemle yapılan faaliyet, o algı olmadan yapılan aynı tip faaliyetten, daha olumlu netice meydana getirir.” Peki bizim algımız hangi yönde?

                                                            
Eski bir NASA araştırmacısı olan Dr. Charles A.Garfield, imgeleme ve fiziksel performans arasındaki ilişki üzerine Sovyetler’in araştırmalarından söz etmektedir. Dünya sıralamasındaki bir Sovyet atletizm takımı dört gruba ayrılmıştır. İlk grup çalışma süresinin tamamını antrenmanla değerlendirmiştir. İkinci grup bu sürenin % 75 ‘ini antrenmanla değerlendirmiş, %25’lik süre içinde ise imgeleme yaparak sporda yapabilmeyi istedikleri hareketleri ve elde etmek istedikleri başarıları tam olarak zihinlerinde canlandırmıştır. Üçüncü grup eğitim süresinin %50’sini antrenmana, diğer % 50’sini imgelemeye ayırmıştır. Dördüncü grup ise bu sürenin %25’ini antrenmana, % 75 ‘ini de imgelemeye ayırmıştır. Bu dönemin sonunda, olimpiyat sonuçlarında, New York, Lake Placid’deki, 1980 Kış Olimpiyatları’nda uygulamadaki en büyük başarıyı dördüncü grup gösterdi ve onları sırasıyla üçüncü, ikinci ve birinci gruplar izlemiştir Avusturyalı psikolog Alan Richardson, basketbol oyuncularıyla yaptığı çalışmalar sonunda buna benzer sonuçlar elde ettiğini bildirmiştir:Üç ayrı grup basketbol oyuncusunun serbest atış yeteneğini incelemiş, sonra ilk gruba günde yirmi dakika serbest atış çalışması yapmasını söylemiştir. İkinci gruptan hiçbir çalışma yapmamasını isteyen Richardson, üçüncü gruptan da, günde yirmi dakika boyunca, kusursuz serbest atışlar yaptıklarını düşünmelerini istemiştir. Richardson’ın elde ettiği sonuçlara göre, hiçbir şey yapmayan grup – doğal olarak hiçbir gelişme göstermemiştir. Ilk grup % 24’lük bir gelişme göstermiş ama üçüncü grup yalnızca imgeleme gücüyle % 23’lük gelişme göstermiştir ki; bu hemen hemen antrenman yapan grubun başarısıyla eşdeğerdedir. Nasa programındaki astronotlar uzaya gittiklerinde uzun süre yerçekimsiz ortamda kalırlar. Dünyaya döndüklerinde hareket becerilerinde sorunlar yaşıyorlardı ve ciddi kas kayıpları gözleniyordu. Nasa bu soruna bir çözüm bulabilmek için araştırmalar yaptı ve bir program geliştirdi. Astronotlar düzenli olarak zihinlerinde koştuklarını düşünüyorlardı. Bu çalışma sonunda dünyaya dönüşlerinde kas kayıpları en az seviyedeydi ayrıca hareket etme becerilerini de maksimum düzeyde korumuşlardı. Zihinsel antrenman yolu ile ön egzersiz yapan bir sporcu çalıştığı hareketi yaparken zorlanmaz. Çünkü beyindeki bilgi geçiş yerlerinin yani nöronlar arası yolların önceden hazır hale gelmesidir. Yeniden obeziteye dönersek, öncelikle biz neye inanıyoruz. İlk andan itibaren  empoze edilen listelerin etkisi altında kendimizi o kalıplara göre algılanmamız sağlanmış. Kezlerce denemiş başarısız olmuş ve öğrenilmiş çaresizliğe teslim olmuşuz. Zihnimiz ne üretmeye başlamış? Tam anlamıyla negatif bir zihinsel antrenman hali. Ve algılarımız sonucu, neyi düşünürsek onu yaşar olmuşuz. Yaşanmış ilginç bir örnek var. 1970 yılında son safhasında karaciğer kanseri tanısı konulmuş ve yaşaması için birkaç ay vakti olduğu belirtilmiş Sam Shoeman. Shoeman kendisine verilen bu süre içinde, karaciğer kanserinden ölme prosedürüne uygun olarak ölmüştür ama yapılan otopsi doktorların hata yaptığını ortaya koymuştur. Tümör çok minik ve henüz yayılmamıştı. Meador “O kanserin kendisinden değil kanserden öleceğine olan inancından dolayı öldü” demiştir. O zaman önce biz inanacağız, odaklanacağız ve başaracağız… Bir kişi başarmış ise her kişi başarabilir…. Tekrarlayan döngülerle değil, karar verip son kez ve kalıcı zayıflayacağız…